Zeytindağı,Falih Rıfkı Atay (1894-1971)’ın hatıra türünden bir kitabı. Birçok defalar basılmış. Benim elimdeki baskı Pozitif yayınlarının cep boyu baskısı, 2010 yılında basılmış.

Zeytindağı, daha üniversite öğrencisiyken, yani bundan 50-52 yıl önce, arkadaşlarımızla hazırladığımız “okunacak kitaplar” listesinde vardı. Ama fırsat bulup okuyamamıştım. Şimdi okuma fırsatı buldum.

Falih Rıfkı, 1915-1918 arasında Cemal Paşa’nın yanında bulunduğu Suriye, Lübnan cephelerinde yaşadıklarını, kanal harbine katılan zabit arkadaşlarının kendisine gönderdiği mektup ve yazdıkları günlüklerinden ona intikal edenleri Zeytindağı kitabında toplamıştır.


Enver, Talat ve Cemal Paşa gibi şahıslara ilgili kanaatleri, birtakım gözlemlere dayanmakla birlikte, tesviye edilmesi gereken kanaatlerdir. Ancak Büyük harbe (Birinci Dünya Savaşına) girişimiz, savaş esnasında bilhassa güney cephelerinde yaşananlar, Mehmetçiğin, dayanılmaz sanılan şartlarda tevekkülle katlandığı çileler, üzerinde yaşayan insanlar bakımından bizim olmayan imparatorluk topraklarını vatanmış gibi savunmamız, buna karşılık oraları kaybedişimizi Falih Rıfkı, yaşananları hayalinizde canlandırmanızı sağlayacak ustalıkla gözler önüne serer.

Kitabın özetini ve kıssadan çıkarılması gereken hisseyi, “Son” başlığı altında, İttihatçı anlayışla Mustafa Kemal anlayışını mukayese eden iki hikâye ile verir; masal olmadıkları için anlattığını da ifade eder:

                             *                                            *                                               *

Cemal Paşa artık ordu kumandanı değildir. Mütareke yakındır. Artık, harbe niçin girdiğimiz tartışılabilir, büyük adamların küçük adamları adam yerine saymak ve onlarla görüşmek sırası gelmiştir. Arkadaşım Y.K. bahriye çatanası içinde Büyükada’ya giderken sordu:

  • Paşam söyler misiniz bu harbe niçin girdik?

Ve dört yıl içinde bunalttığı bir nefesi boşalmış gibi ohlayarak bekledi. İşte cevap:

  • Aylık vermek için!

Ve ilâve etti:

  • Hazine tamtakırdı. Para bulabilmek için ya bir tarafa boyun eğmeli ya öbür tarafla birleşmeli idik.

Kırtasiye ve maaş imparatorluğunun tarihi işte böyle biter.

Bu fıkranın belki büyük bir değeri olmayacaktı, eğer sonraları şu hikâyeyi işitmeseydim:

Sakarya’ya yaklaşıyoruz. Bir millet olarak kalmak için harbetmek ve muzaffer olmak lazımdır. Tam o zaman da maliye durmuştur. İlim, ihtisas ve tecrübe Mustafa Kemal’e hükmünü söylüyor:

  • Hazinede para kalmamıştır, bulmak ihtimali de yoktur.

İlim, ihtisas, tecrübe… Büyük kelimeler, büyük ve korkunç! Verdiği karar da şu: Türk milleti istiklâlini ödeyemez!

Aylık vermek için harbi bırakmak lâzımdı.

Mustafa Kemal’in kararı bu değildi. Vatan ve istiklâli idi. Ve en iyi kanunu arayıp buldu: “Milletin nesi var, nesi yoksa yüzde kırkını vatan savunması için verecektir.”

Sakarya, Dumlupınar, İzmir ve Lozan… hepsini böyle ödedik.

Mustafa Kemal Büyük harbe girmek aleyhine idi: Kafa ve sanat adamı olduğu için!

        Mustafa Kemal Kurtuluş Harbini bırakmak fikrinde asla bulunmadı: vatan adamı olduğu için!

         İşte size bütün kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz.

        Hiçbiri yalnız başına, ne sizi, ne de milletinizi kurtarabilir.

                                *                                            *                                               *

Tarih hükmünü Falih Rıfkı gibi mi verecek? Bu daha tartışılması gereken bir sorudur. Çünkü Cemal Paşanın verdiği cevap, batan savma bir cevap mıydı,yoksa savaşa girme kararını veren Enver Paşanın da gerekçesi mi idi? Bunu bilmiyoruz. Ama kesin olan bir şey varsa Mustafa Kemal ihtiyatlı, soğukkanlı, neyi ne zaman yapması gerektiğine doğru karar verebilecek bir akl-ı selimi temsil ediyor. İttihatçılar ise, yıkılmakta olan bir enkazı kurtarmak için, akılları yetmediği için değil, ama akılla varılan her çaresizliğin sonunda,  heyecanla, hisleriyle hareket ediyorlardı; çaresizliğin götürdüğü mecburiyete biz bugün belki his ve heyecan diyoruz..

İkinci Dünya Harbine girmedik. Büyük Harbe girmeden, masum on binlerce Anadolu çocuğunu, vatan evlâdını kurban etmeden de o felâketi atlatabilir miydik? Veya savaştan yenilgiyle değil zaferle çıkabilir miydik? Belki…

“İlim ve vatan adamı olmak”… Bu sıcak yaz günlerinde de Allah Türkiye’yi çaresizliklerden korusun. Devleti yönetenlere, memleket hesabıyla, kendi şahıs, parti ve zümre hesapları arasında, takdim tehir hatası yaptırmasın.

Site içi arama

Site düzenlemesi Crystal Studio